ANASAYFA

HURAFELER

ŞEHİTLERİ UNUTMA

ZİYARETCİLER

AKAİD

ÖZELLİKLERİMİZ

SORULARINIZ

KUR`AN ve TARİH

KAVRAMLAR

KUR`ANİ YAZILAR


   
  Tebyin - KUR`AN-I ANLAMAK KOLAYDIR....
  müddessir2
 

   21- ثُمَّ نَظَرَ 
           
22- ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ 
            23- ثُمَّ أَدْبَرَ وَاسْتَكْبَرَ 
            24- 
فَقَالَ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ 
            25-
إِنْ هَذَا إِلَّا قَوْلُ الْبَشَرِ 

21–25. Âyetler:
"Sonra baktı. Sonra yüzünü buruşturdu, 
                           kaşlarını çattı. Sonra,  arkasını döndü ve böbürlendi.
  
                           Şöyle dedi: ‘Bu, rivâyet edilerek gelen bir büyüden 
                           başka
bir şey değil. Bu, beşer sözünden 
                           başka bir şey değil.”

 

Alak, Kalem ve Müzzemmil sûrelerinde mal, mülk ve evlâtlarına güvenerek tâğûtlaştıkları/azıp sapkınlaştıkları anlatılan sembol kişilikler, benzer nitelikleriyle bu âyetlerde de anlatılmaktadır.

İlk vahiy döneminde bu sembol kişiler muhtemelen Velid bin Muğîre, Ebûcehil, Abdü’l-Uzza gibi insanlardı. Kur’ân bunların isimlerini açık açık vermez, isimleri yerine karakterlerini, sıfatlarını zikrederek uğrayacakları fena akıbeti açıklamakla yetinir. Bu yaklaşım ve konuyu ele alış biçimi, verilen örneğin her zaman, her çağda ve her yerde geçerli olduğunu gösterir.

 

Kısacası, Velid b. Muğîreler, Ebûcehiller, Abdü’l-Uzzalar ve bunların grupları, yandaşları, arkadaşları, ortakları ve işbirlikçileri her zaman vardır ve kıyâmete kadar da var olacaktır. Uğrayacakları kötü akıbet de hep aynı olacaktır.

 

Mesajı genel olmakla beraber, yukarıda nitelikleri sayılan kişinin Velid b. Muğîre olduğu kabul edilir. Biyografisine bakıldığında gerçekten de doğduğunda kimsesiz olduğu, hiçbir varlığı olmadığı, sonradan mal-mülk sahibi olduğu, Mekke ile Taif arasında deve ve koyun cinsinden sürülerce hayvanı olduğu, Taif'te yaz-kış meyve veren bahçeleri bulunduğu, ayrıca yedisi Mekke ve beşi Taif doğumlu olmak üzere on iki evlât sahibi olduğu görülür ki, bu özellikleri sûredeki anlatıma oldukça uygundur.

 

11. âyette “Benimle tek olarak yarattığım kişiyi baş başa bırak” yani “sen onu bana bırak, onunla uğraşma” denmektedir. Bir başka ifade ile, peygamberimizden uyarının diğer insanlara yapılması istenmektedir. Uyarıya önce kimden başlanacağı daha ilerdeki âyetlerde belirtilecek ve açılım yapılacaktır.
                        26- سَأُصْلِيهِ سَقَرَ 
                    27-
وَمَا أَدْرَاكَ مَا سَقَرُ 
                    28-
لَا تُبْقِي وَلَا تَذَرُ 
                    29- لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ
                    30-
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ

 

26–30. Âyetler: “Onu [Kur’ân beşer sözüdür diyeni] yakında 
                         Sekar'a
yaslayacağım. Bilir misin nedir Sekar? 
                         O
 [Sekar]
,bırakmaz [baki kılmaz] ve de terk etmez
[yok 
                         etmez]
. O, beşer için fevkalâde levhalar yapandır [insan

             derileri için yakıp kavurandır]. Onun [Sekar'ın] üzerinedir 
                         on dokuz...”

 

Bu âyetler müteşabih kabul edilmiş ve doğal olarak tefsir ve meallerde farklı yorumları yapılmıştır. Aynı nedenle gelecekte de farklı yorumların yapılacağı muhtemeldir.

 

Bize göre bu âyet grubunun iki farklı şekilde tevili de mümkündür. Bunun nedeni âyetlerde geçen beşer, sekar, levvahatün sözcüklerinin sesteş oluşlarıdır. Önce bu sözcüklerin anlam ve delaletleri hakkında tanıtalım:

SEKAR:

Sekar”ın kök anlamı “Sıcaklık beyne acı verdi” demektir. Nitekim Araplar aşırı sıcaklarda “ sekarethü’ş-şemsü [Güneş onu şiddetle yaktı]” derler. Ayrıca “aşırı sıcak bir gün” anlamına gelen “yevmün müsemkırun” deyiminde de aynı fiilden türetilen “müsemkırun” sözcüğü kullanılır. “Sekar” taşıdığı bu anlamlardan dolayı cehennemin özel isimlerinden birisi olmuştur. Bu nedenle dişil ve özel bir isimdir.[1]

 

Sekar sözcüğüne Rabbimiz 28–30. âyetlerde yeni bir anlam yüklemiştir: “Sekar, üzerine on dokuz konulmuş, beşer için fevkalâde levhalar yapan, sürekli tutmayan, yok da etmeyen bir şeydir.” Bu tanıma göre biz bu nesneye bu gün için “Bilgisayar” diyebiliriz.

 

Sekar”ın bu anlama da gelebileceği o gün için Araplarca da Peygamberimizce de bilinmemekteydi. Sözcüğün bu anlamını bizzat Rabbimiz belirlemiştir. Bu anlam 27–30. âyetler iyi düşünüldüğünde anlaşılmaktadır. Bu, bugüne kadar gözden kaçırılmış bir husustur.

Kur’ân'da aynen “ sekar” gibi anlamları ilk kez bizzat Rabbimiz tarafından belirlenen birçok sözcük vardır. Meselâ:

·                                 Yevm’id-dîn”, İnfitar 17, 18;

·                                 Yevmü’l-fasl”, Mürselât 14;

·                                 Siccîn”, Muttaffifin 8;

·                                 illıyyîn”, Muttaffifin 19;

·                                 Târık”, Tarık 2;

·                                 Akabe”, Beled 12;

·                                 Hâviye”, Karia 10;

·                                 Hutame”, Hümeze 5;

·                                 Leyletü’l-kadr[Kadir gecesi] Kadr 1, 3;

·                                 Kâria”, Karia sûresi 1;

·                                 Hâkka”, Hâkka sûresi 3;

Şimdi Müddessir sûresi 26–30. âyetlerde geçen diğer sözcükleri inceleyelim. 

BEŞER:
a . “
Beşer” sözcüğü “halk, insan” demektir. Tekildir, eril-dişil ayırımı yapılmadan tekil ve çoğul için kullanılır.

b . “Beşer” sözcüğü , “el-beşeretü” sözcüğünün çoğuludur. Anlamı, insanın üzerinde kıl biten yüz, kafa ve vücudunun üst derisidir.[2] 

LEVVAHATÜN:

Levvahatün sözcüğü de sesteş bir sözcüktür.

a.)     Levvahatün” sözcüğünün kök sözcüğü olan “levh”, tahta demektir. Gemiyi oluşturan tahtaların her birisi bu sözcükle ifade edilir. Nitekim Kamer sûresi 13 . âyettinde Nuh'un gemisindeki tahtalar için çoğul olarak kullanılmıştır. Sözcük ayrıca “ister ağaç cinsinden isterse başka bir nesneden olsun, üzerine yazı yazılan her şey için de kullanılmıştır. Buruc sûresi 22.âyettekifî levhın mahfuz [korunmuş bir levhadadır]” ifadesinde bu anlamıyla yer almıştır.

Öyleyse “levha” sözcüğü, bu günkü ortama göre, yazı yazılan, bilgi saklanan her şey, levha, tablet, parşömen, tablo; çağdaş araçlardan ise ekran, plâk, teyp bandı, CD, disket veya hard disk gibi üzerine kayıt yapılabilen her türlü araç-gereci ifade edebilir. Sözcüğün “levvâha” şeklindeki kullanılışı ise isimden türetilerek elde edilen ve mübalağa anlamı kazandırılan etken isim kalıbında bir kelimedir ve “fevkalâde levhalar yapan” anlamına gelir.

b.) Levh” sözcüğü ayrıca “şimşek çakması, parlamak, uzaktan görünme, yakıp kavurma, deriyi siyahlaştırma, susamışlık” anlamlarına da gelmektedir.[3] 

Bu açıklamalar doğrultusunda pasajın 26–30. Âyetlerin meali şöyle olmaktadır:

A) Onu [Kur’ân beşer sözüdür diyeni] yakında Sekar'a [cehenneme] yaslayacağım. Bilir misin, nedir?  Sekar [cehennem]. O (Sekar/cehennem) , bırakmaz (baki kılmaz) ve de terk etmez (yok etmez) . O [sekar/cehennem] , deriler için yakıp kavurandır. Onun [Sekar'ın/cehennemin] üzerinedir on dokuz.”

Bu ifadeler cehennemi ve cehennemdeki azabı anlatmaktadır. Buna benzer cehennem tasvirleri aşağıdaki âyetlerde de görülmektedir:

 

En bedbaht olan da ondan kaçınacaktır. O ki, en büyük ateşe yaslanacaktır. Sonra o en büyük ateşin içinde ne ölecek, ne de hayat bulacaktır. (A'la 11–13)

Evet, âyetlerimizi inkâr edenleri, kesin, ateşe atacağız. Derilerinin her yanışında, cezayı tatmaları için, derilerini başka derilerle değiştireceğiz.

Gerçekten Allah Azîz'dir, Hakîm'dir. (Nisa 56)

 

On dokuz” ifadesine gelince: Kimine göre bu rakam cehennemdeki görevli meleklerin [zebanilerin] sayısıdır. Kimine göre haftanın yedi günü ve senenin on iki ayı [7+12] olmak üzere azaptaki sürekliliğin anlatımıdır. Bize göre ise bu âyetler müteşabihtir; birbirine benzer birden çok güzel anlamları vardır. Bu anlamların te’vîli [önceliklenmesi], kendini Kur’ân'a veren gayretli ilim adamlarını beklemektedir.

 

B) “26- 30. Âyetler”: Onu (“Kur’ân beşer sözüdür” diyeni) yakında Sekar'a yaslayacağım [bilgisayarla yüz yüze getireceğim] . Bilir misin nedir Sekar. [bilgisayar] ? O [Sekar/bilgisayar] , bırakmaz [baki kılmaz] ve de terk etmez [yok etmez] . O, beşer [insan] için fevkalâde levhalar yapandır. Onun [ Sekar'ın/bilgisayarın] üzerinedir on dokuz.”

 

Levhaları/tabloları insanlar için sağlayan, sürekli göstermeyen ama yok da etmeyip hafızasında saklayan şey “Bilgisayar”; bilgisayar üzerindeki “On Dokuz” ise Kur’ân'ın 19 sayısı ile şifrelenişi olabilir.

 

Bu durumda pasajdan şöyle bir anlam çıkarsamak mümkün hale gelir: “Kur’ân'a beşer sözü diyenler, yakında üzerine on dokuz konulmuş, beşer için fevkalâde levhalar yapan, sürekli tutmayan, yok da etmeyen Sekar denilen şeyle tanışacaklar. Baksınlar, düşünsünler bakalım, Kur’ân beşer sözü olabilir mi?”

 

İşte, 26. âyette “yakında” diye ifade edilen gün gelmiş ve insanlar bilgisayarı bulmuştur. Bilgisayarla birlikte Kur’ân'la ilgili 19 mucizesi gündeme gelmiştir. Bu öyle bir mucizedir ki, bir beşer tarafından becerilme ihtimali matematiksel olarak imkânsızdır.

 

Beşer, Sekar ve levvâha sözcükleriyle sûrede birkaç kez cinas sanatı yapılmıştır. Cinas, edebiyat terimi olarak manaları farklı, yazılış ve söylenişleri aynı veya benzer olan iki veya daha fazla kelimenin nazım veya nesirde bir arada kullanılmasıdır. Cinasın faydası muhatapta dinleme arzusu uyandırmasıdır.

Levh” sözcüğünün diğer anlamları dikkate alındığında 29. âyet aşağıdaki anlamlar ile de açıklanabilir:

c. )   Beşere susamış

d. )  Beşere uzaktan görünen

e. )  Beşer için bir gösterge

                                                                                                                           DEVAMI»»

[1] (Lisanü’l-Arab; Cilt 4, S. 671)

[2] (Lisanü’l-Arab,cilt 1, s. 424;“beşer” mad.)

[3] (El Müfredat ve Lisanü’l-Arab; Levh maddeleri)

 

 
  Bugün 55 ziyaretçi bizimle..